| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.

26 Eylül 2008 Cuma günü Gaziantep’te tarihi Karatarla Camisi havlusunda, abdest alırken, cami muslukları çalınmasın diye, bütün muslukların duvara demir kelepçe ile çivilendiğini görünce çok şaşırdım.
(Sadece camilerde değil, Gaziantep’te parklarda bile musluklar bir çember kelepçe ile sabitlenmişti. Demek ki şehirde, parklarda, camilerde bile muslukları çalıp satıyorlardı. Şehrin kanalizasyon kapaklarını bile çalıp sattıkları için, belediye, tüm kanalizasyon kapaklarını, bu yıl menteşeli hale getirmiş.)
Yanımda abdest alan, tesadüfen tanıştığımız Urfa Birecik’li olduğunu öğrendiğim İsmet Durmaz’a -Allah Allah bu muslukları niye böyle kelepçelemişler- diye sorduğumda, İsmet Durmaz, abdestten sonra beni elimden tutup “gel hele gel” diyerek çağırdı, cami havlusunda serili bir kilimin üstüne varıp birlikte oturduktan sonra, şu olayları anlattı:
“Türkiye’de adalet zenginlere işliyor, fakire adalet tanımıyorlar. Bir melmekette adaletin terazisi bozuldu m, o melmeket bir türlü iflah olmaz.
“Bir akrabama yeşil gart almak içi gaymakamlığa başvurdum. Önce görevli polis, “hemşerim senin işin olmaz” dedi. Ben de bir saat sonra bir Malboroyla gelip verdim, hemen işimi yaptı. Türkiye’de adalet yok, adaletin olmadığı yerde terör de olur, anarşi de olur, hırsızlık da olur”.

İsmet Durmaz, böylece cami musluklarının çalınmasını ima ederek, musluk hırsızlığını haksızlığa, adaletsizliğe bir tepki olduğunu anlatmaya çalışıyordu. “Bir yerde adalet yoksa her türlü bela, terör doğar” dedi ve aşağıdaki olayı anlattı:
(İsmet Durmaz, gençten uzun boylu, başında namaz terliği olan kara sakallı esmerce bir insan. Kelimeleri yanlış söylemesi, konuşmakta zorluk çekmesi ve Türkçe’yi zor konuşmasından, Kürt veya Arap kökenli biri olduğunu tahmin ettim. Avuçları ve el parmaklarının nasırlı, bazılarının olmadığını, kesik olduğunu gördüğümde “motor bıçkısına gapdırdığını” söyledi. Ağır işlerde çalıştığı belli olan, feleğin çemberin geçmiş, sevecen bu Anadolu insanımız, zaman zaman elimden tutarak şunları anlattı:
ÖMER’İN ADALETİ
Hz. Ömer zamanında Şam yakınlarında bir Hıristiyan’ın bahçesi çok uygun görüldüğü için, oraya bir cami yapmak isterler. Fakat Hıristiyan vatandaş, “ben Hıristiyanım, cami bana gerekmez, üstelik o bahçe benim ekmek kapım, ekiyor, biçiyor, çoluk çocuğumun rızkını oradan temin ediyorum” diyerek, cami yapımına şiddetle karşı çıkar.
Yörenin valisi, duruma el koyarak, Hıristiyan’ın bahçesi çok uygun olduğunu görünce, onun itirazlarına rağmen, o bahçeye camiyi yaptırır.
Bunun üzerine Hıristiyan, devrin Halifesi Hz. Ömer’e şikâyete gider. Durumu arz ederek, “zorla bahçemi elimden aldılar, cami yaptılar, bahçemden çoluğumun çocuğumun rızkını sağlıyordum; ya Ömer adaletine sığınırım,” der.
Halife Hz. Ömer durumu adaletli görmez, valiye mektup yazar, camiyi yıkarak, bahçeyi Hıristiyan’a geri verilmesini emreder ve valiye şöyle der:
“-Camiyi yık fakat adaleti yıkma”.
Hz.Ömer’in adaletine hayran kalan Hıristiyan, çok duygulanır, hemen Müslüman olur. Demek ki, adalet mülkün temeli olduğu kadar, insanların gönlünü de yüceltir.
***
İsmet Durmaz, başka bir öyküde de, şunları anlattı:
“Yine Hazreti Ömer zamanında Halep dolaylarında, iki Hıristiyan adam at, katır, deve alıp satarlarmış, geçimleri ticaretleri bunlardanmış; birinin altında at, birininde katır olduğu halde Halep’e gelmişler.
Fakat Halep Valisinin bir yaramaz oğlu, bir de kafadar arkadaşı varmış. Bunlar bazen gizli gizli zenginlerin, gezginlerin paralarını, mallarını gasp ederlermiş. Halk validen çekindiği için, şikâyet etmez, sineye çekermiş.
İşte bu iki Hıristiyan hayvan tüccarı, Halep yakınlarında iki kişi tarafından gasp edilir; bu iki kafadar yakaladıkları “iki Hıristiyan keferesini” gasbedilip, paraları ve hayvanlarını alırlar, üstelik “kimseye söylememeleri” için tehditle bir de fena halde döverler. İki kafadar, “bu iki adam hem Hıristiyan, hem de bunu Müslüman valiye şikâyet edemez” diye düşünürler.
“Ömer’in adaleti herhalde böyle olamaz” diyerek, dehşete kapılan, iki mağdur hayvan tüccarı, yara bere içinde Hz. Ömer’e gidip olayı anlatırlar. Hz. Ömer, Halep valisine bir mektup yazarak, bir ulakla hayvan tüccarı mağdurları Halep’e gönderir.
Halep valisi, içinde, “olayın failleri tez yakalanıp en ağır ceza ile cezalandırıla” emri yazılı mektubu alınca, telaşa kapılır. Suçluları araştırmaya başlatır. Dayak yiyen, soyulan mağdurlarla birlikte, pek çok şüpheli kişi ile yüzleştirilir. Sonunda olayı yapan valinin oğlu ile kafadar arkadaşı olduğu tahkikat neticesinde anlaşılır. Vali, oğlu, kötü olayın suçu, Hz. Ömer’in emri karşısında şaşırır, bocalar, çaresizdir. Ama “Hz. Ömer’in adaleti İslam diyarında herhalde uygulanmalıdır”, diye düşünen Halep Valisi, içinde kendi oğlunun da bulunduğu bu iki gaspçıyı sarayın kapısına astırır. İki Hıristiyan’ın hayvanlarını, paralarını iade eder. Durumu da, bir mektupla ve gelen ulakla Hz. Ömer’e rapor eder.
Gasp edilen iki Hıristiyan, kendilerini daha da çok dehşete, hayrete düşüren bu olay karşısında Hz. Ömer’in adaletine hayran kalırlar, hemen Müslüman olurlar.
Belki de okuması yazması olmayan, yoksul fakat gönlü engin İsmet Durmaz’ın yukarıda anlattıklarından çok etkilendim; bu öyküleri de hiç duymamıştım. Kendisine gösterdiğim ilgiye karşı, bu yoksul Anadolu insanı ile vedalaşırken, iki eli ile ellerime sarıldı, “başım gözüm üstüne” diyerek beni uğurladı. Gözlerim hafifçe nemlenirken, -bazıları yoksulluktan muslukları, bazıları varlıktan Deniz Feneri’nde yoksulun hakkını çaladursun, Anadolu insanımız bozulmamış bir cevher- diye düşünerek, Gaziantep sokaklarına devam ettim.
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""